Eğer mükemmellik konusunu tartışmamız gerekiyorsa; mümkünse kış mevsiminde olsun



-Keser misin sesini?! Sana yarım saattir o kahrolası çeneni kapatmanı söylüyorum!.

- ne yani beni sırf bu yüzden mi ?.. aman tanrım sen lanet olası kaçık bi adamsın. Hatta şu ana kadar tanıdığım bütün adamların içinde en lanet olası, en berbat ve en kaçık olanısın. Belki de bu evrende bir tek sen bu kadar kaçık olabilirsin.

Ardından siyah deri ceketini aldıktan sonra ayazın en keskin soğuğuna nazır umarsız bir yüz ifadesiyle sokakta buldu kendini. Yanlış olan neydi? Nerede bu kadar çaba sarfetmiş ve nerede bütün her şey bitmişti?” kadın bunları düşünüyordu; uçları griye çalan siyah bir karyolanın üstünde yarım saat önce durduğu şeklini hala muhafaza ederek; bütün yanlışları alazlıyor defalarca düşünüyor ama bir türlü istediği bir sonuca ulaşamıyordu.Garip. Uzun bir süredir ağlamadan durup sadece mantıklı bir açıklaması olabilecek şeyler üzerinde kafa yormaya çabalıyordu. Oysa genellikle bu gibi durumlarda ilk yapabildiği ve becerebildiği en mükemmel şeyin ağlamak olduğunu ve her şeyin ağlarken daha kolay çözülebileceğini düşünüyordu. Ama o şu an sadece karyolanın en dip köşesine oturmuş ve hala mantıklı bir şeyler olabileceği konusunda kendisini ikna etmeye çalışıyordu

Ama farklı bir yanı da vardı.Daha önceki tartışmalarından farklı olarak; bu sefer daha önce hiç olmadığı kadar güçlü hissediyordu kendini. Ama bu güç bej rengi halının köşesinde mimlenmiş bakışlarını kaldırmasına bile yetmiyordu.

Hiçbir kuvvet bu kadar keskin bir duruşu bozamazdı ve çenesinin altına kenetlenmiş gibi duran kaskatı elini de. Ahh yüce tanrım. Telefonun susmak bilmeyen garip seslerinin arasında orada yokmuş gibi. Bir an için her şeyi bırakıp geçmişe gidebilirse her şeyin düzelebileceğine daha fazla inanır ve imkansızı gerçekleştirebilir diye düşündü. İtiraf etmek gerekirse ilk an da birden bire ağlamaya başlayıp eskiden olduğu gibi sakinleştirici kullandığı zamanları da hatırına getirdiği o fevkalade anı hatırladığından beri duruşunun bozulacak olmasını lanet olarak görüyor ve korkuyordu Sadece halının o en garip olan köşesinde takılı kaldı bakışları. Bir ömür boyunca o şekilde kalabilmeyi diledi.



Siyah deri ceketinin ceplerini keskin soğukla doldurduğundan beri ayaza keskin nefesinin buğusunu seyretmekten pek keyif alırdı. Umurunda değildi hiçbir şey. Daha önce umurunda olmayan onbinlerce zelzele den geçmiş ve en az zararla en büyük yaralardan kurtarmayı başarabilmişti. Ama bu sefer durum biraz onun için farklıydı. Eskisi gibi umursamadığı şeyler konusunda hala inatçı hala garip bir şekilde yarasız kalmayı başarabilmiş bir kalbi olduğunu hissedebildiği halde; bu sefer bazı durumların değişken teferruatları farklı düşünmesini sağlıyordu. Bu sefer bir şeyler için birilerine ait olmak duygusunun kemirdiği gerçeklik içinde daha önce asla hissetmediği garip bir his onu daha önce kılıflandıramadığı kirli bir gerçeğe doğru çekiyordu. Oysa birisine ait olan bir parçayı taşımak düşüncesini bırakın; birileriyle fazlasıyla samimi olmak bile saçmaydı onun için. Ve içindeki garip duygunun ismini koyamadığından beridir piçelmiş bir küfür gibi gülüp duruyor. Arkasında bütün geçmişini bir an da bırakıp var olduğu ve hissedebildiği gerçekliğe kavuşmayı bekliyor. Sadece içinde tarifi olmayan ve adını herhangi bir duyguyla saflaştıramayacak kadar mükemmel olan bir duyguyla uzun bir yolculuğa koyulmak ve arkasında 33 yıldır taşımakta olduğu beygir yüküyle sabit olan bir geçmişi bırakıp gitmek istiyordu. Üstelik canının çok yandığını bildiği ve sürekli ondan nefret ederek kabarık bir lekeyle onu anacağını bildiği eski karısına bırakarak. Ne ufak bir bavul ne ufal bir çanta… yanında sadece onu sıcak tutması için zorunlu olarak içerlediği siyah ceketi; haftalardır yıkmadığı ve yine de mükemmel derecede temiz olan kot pantolonu ve siyah ve bu ayazın bu kış mevsiminin tam ortasında karların tepeden tanrının buğdayları gibi döküldü bu gecede yağmayı hala sürdürdüğünü bildiği halde; üşümekten mükellef bir şekilde ellerini ceplerine sabitleyerek yürümeye devam etti.


Saat gece yarısını arşınlıyorken bile süratli olarak katlanarak çoğalan kalabalıklar içinde sıyrılarak komik bir büfeden içeri girdi.

Karşı kaldırımda tuhaf iki çift ilişti gözüne. Kadın beyaz kaşmir montuyla uyumlu olması konusunda inatlaştığı bej bir bere takmıştı. Siyah desenli çorabı ve uzun ince topuklu ayakkabılarıyla oldukça dikkat çekici bir havası vardı. Saçları kahverengi ve dudaklarındaki abartılı kırmızı tonları tatlı bir sima katıyor ve küçük sivri burnuyla moda dergisinden çıkmış olan bir manken cesaretiyle geceyi karşılamaya yetecek kadar hınzır bir tebebessümle yanındaki garip adama bakıyor. Kar o kadar tembel ve o kadar harikulade yağıyordu ki, düşen her iri kar tanesi için garip bir uzay boşluğu düşlüyor ve beyaz sokak lambasının yüzünde bıraktığı o tebessüm haliyle ellerini havaya açıyor ve gözlerini hafif kapalı bir şekilde geceyi kucaklamak isteyen masum çocuk öykülerinde anlatılan hikayeler kadar güzel hissediyordu.

Adamsa fazla içmiş olduğunu düşünerek soğuktan morarmakta olan parmaklarının korkusuyla bir taksi çağırma telaşı içindeydi. Öfkeliydi. Ve haddinden fazla çirkin bir suratı vardı. Kirli sakalı ve mümessilsiz bir kini varmış gibiydi.

Kafede oturan adamsa çoktan yüzünü duvar tarafa çevirmiş ve garip olan ismi konulamayan o his için bir isim bulundurması gerektiğini düşünmüştü. geceyarısından sonra 3 gibi uçağı kalkacak olmasına rağmen umurunda olmayan bir iştahla en sevdiği turucun kafede en sevdiği koltuğa gömülerek birkaç saat uyumak ve içindeki piç hali velede bir isim koymak istiyordu.

- kes sesini seni aşağılık orospu. Anlıyor musun? Artık tamamen susmanı istiyorum o lanet olası sesini kapat. Tam yarım saattir konuşuyorsun ve asla benim ne demek istediğim konusunda kafa yormaya cesaret bile edemiyorsun. Ne dememi bekliyorsun benden? Bundan sonrası için sana söyleyebileceğim bütün mükemmel kelimeleri bitirdim. Lanet olası beni neden biraz olsun anlamıyorsun?

Haddinden fazla öfkeli olduğunu biliyordu. Yıllarca evli olduğu kadını sol tarafına vurmamak için kendini zor zaptediyor ve duvara geçirdiği her yumruk için kılcal damarları acıyor ve kanayacak olması kadının korkutuyordu.
Sonra çıktı . sonra özel sekterinin cep telefonunu arayarak ona en yakın bir saatte en uzak yere bir uçak bileti ayarlamasını ve birkaç hafta için tatil yapması gerektiğini söyledi. Bunun için özel sebebleri ya da gereksiz saydığı nedenleri sıralamadan sadece üstünkörü gerçekleri ve ne yapmak istediği konusundaki kısa bir özeti sunarak sekreterinin ne yapması gerektiğini anlattı ve telefonu kapattı.
İçinde hiçbir kuşku yoktu. Sadece yapmak istedikleri konusunda direten garip bir duygu içinde karmaşa halini alan hayatından kurtulmak ve dilediği yolculuğa başlamak isteği vardı sadece. Gittiği yerlerde ona uygun bir iş bulabilirdi. Büyük ihtimalle işini bırakacak ve daha mutlu olabildiği yeni hayatlar ve yeni isimler takacaktı.

….

Ama kimse onun bütün bunları; izlediği bir filmden yola çıkarak yaptığını bilmeyecekti. İtiraf edilmesi gereken yüzlerce şey var. ta ki birisi size gelip; hayatında izlediği en mükemmel filmin sihriyle aklından geçen en tehlikeli düşünceyi ortaya dökecek bir adam olduğunu söylerse şaşırmayın. Aşka inanmayan insanların da bir gün aşka inanabildikleri bir evrende ortalama kuvvetle ve aynı med cezir temsili nefes alış verişlerimiz arasında; hangimiz istediği mükemmel kadının çok yakında olduğunu hissettiği halde böylesine bir delilik yapmak için geçmişini silip atmak gibi timsali bulunmayacak bir fikri gerçekleştirmek isterse



İşte o adam için bej bereli ve beyaz kaşmir montuyla koca bir evreni kucaklamaya çalışan ve yağan karların arasında uçtuğunu hayal eden yarı sarhoş ve topuklu uzun bayan olabilirim. isterseniz Aptal ve parmakları morlaşmaya başlamış olan o adamda olabilirsiniz.(Eğer mükemmellik konusunu tartışmamız gerekiyorsa; mümkünse kış mevsiminde olsun.)

0 1 YORUM YAPMAK İÇİN TIKLA:

Seri ol

Blog Archive

Oğğ Yes

Fotoğrafım
deli olduğunu iddia edemz kimse.. ama gerçekten ayakuçlarında kırmızı çıngırakları ve yeşil pelerinleri olan deliler gördüm..

Seyirciler

Dailymotion hesabım